64# Pembe Fili Düşünme – Zeynep Selvili Çarmıklı

“Meğer zaman değil, zamanla ne yaptığımızmış bizi iyileştiren.”

Pembe Fili Düşünme
Zeynep Selvili Çarmıklı
İnkılâb Yayınları

Psikoloji
(5 üzerinden)

Geçenlerde minik pastam Tuğçe’nin kitaplığından asla satın almayacağım bir kitap attım çantama. Kendisinin elinde sürünüyormuş uzun zamandır, benden okumamı istedi. Son final dönemime denk geldiği için bu tarz psikolojik yönden bana destek olacak bir kitaba biraz da olsun ihtiyacım vardı. Pek de tatmin olmayacağımı düşünerek kısa bir yolculuk esnasında kitaba başladım. Gerek ismi, gerek kapağı sebebiyle ticari kaygılar düşünülerek hazırlanmış sıradan bir metin okuyacağımı sanıyordum. Sonuç ne mi oldu? O uyduruk kapağı kim hazırladıysa cidden kitaba büyük bir komplo kurmuş. Pembe Fili Düşünme asla kapağına ve ismine göre yargılanmaması gereken içinde kendinizi bulabileceğiniz, çevrenizi algılama biçiminizi değiştirmenize yardımcı olan tatlı ve sade bir kitapmış meğer. Miami’de 2. Sınıf  psikoloji öğrencisi iken geçirdiği ilk panik ataktan sonra hayatının günden güne nasıl değişip kısıtlandığını, okulu bırakıp Türkiye’ye dönmek zorunda kalmasını, yaşamının nasıl tepe taklak olduğunu bizimle içtenlikle paylaşıyor. Kitabında, psikoloji alanında ilgilendiği Öz-Şefkatli Farkındalık, Kabul ve Kararlılık Terapisi, Şefkat Odaklı Terapi kavramlarını kendi deneyimlerinden yola çıkıp örnekler vererek bizlere aktarıyor.

Güvenli Bölgemizde Çok Fazla Zaman Geçirmek Psikolojik Anlamda Bize İyi Gelmiyor

Pembe Fili Düşünme, sadece güzel ve pozitif duygulara odaklanılan bir insan hayatının eksikliğine değiniyor; zihnimizin derinlerine atmaya çalıştığımız duyguların da biz insanlar için olduğunu söylüyor.

Pembe Fili Düşünmemek Neden Mümkün Değil?

“Kendinizi bir kutup ayısı düşünmemeye zorladığınızda, o lanet şeyin her dakika aklınıza geldiğini göre­ceksiniz.”

—Dostoyevski

Diyelim ki canınız herhangi bir sebepten dolayı inanılmaz sıkkın ve günlük yapmanız gereken herhangi bir işinize asla odaklanamıyorsunuz. Zihninize şöyle bir direktif veriyorsunuz: “Düşünme, hiçbir şekilde düşünme.” Sonuç hiç umduğunuz gibi olmuyor, öyle değil mi? Düşünmemeye çalıştığınız şey aklınızdan asla çıkmıyor. Hatta beyninize direktifi vermediğiniz zamana kıyasla çok daha sık bir şekilde o hoş olmayan şeyi düşünüyorsunuz. Aslında bunun basit bir çözümü var: Kabullenmek. Kendinize duygularınızı yaşamak için izin verirsek, bir süre sonra ne kadar dev, ne kadar acı olursa olsun duygunuz yatışacaktır, çünkü hiçbir acı sonsuza kadar sürmeyecektir, her duygunun vadesi, bir yaşam süresi vardır.

“Mücadele vermek ağır, kabul etmek hafifti.”

Öz Şevkat Kavramını Keşfetmek

Günümüz yaşamı; fazlasıyla yarışmacı, hep en iyiye, her şeyin en iyisine sahip olmayı özendiren tavrıyla ve bu şekilde bireyleri motive etmesiyle, öz-şefkate sahip olmamızı neredeyse imkansız hale getiriyor. Hayatımızın büyük bir kısmını sürekli sınava tabi tutulup yargılanacağımız bir başarılar gökdelenine tırmanmaya adıyoruz. Ebeveynlerimizin, öğretmenlerimizin ve toplumun sesini adeta içselleştiriyoruz. Aslında kendimize karşı şefkatli olmadığımızı biliyoruz. Çoğumuz yorgunken fazla dinlenmiyor; uyku, yemek ve egzersiz gibi temel ihtiyaçlarımızı önemsemeyip kendimizi sürekli daha iyisini yapmak için zorluyoruz. Kendi kapasitemizden daha fazlası olmakla uğraşmak bizi daha gergin ve endişeli bireyler haline getirdi. Başarılı olduğumuzda ve birileri bizi takdir ettiğinde bile kendimizi rahatlamış hissetmiyoruz. Uğraşarak elde ettiğimiz standardı daima koruma ve bunun altına düşmeme gibi daha bir ton işin ve sorumluluğun altına giriyoruz.

Kendimize yönelttiğimiz şefkat, özellikle kendimizi kabul etmektir, ancak bundan çok çok daha fazlasıdır. Eksikliklerimize ya da bizi zorlayan duygularımıza dair şefkat beslemek ve diğer insanlar gibi savunmasız ve sınırlı olduğumuzu kendimize itiraf etmektir. Sonuç olarak, öz şefkat, başkalarına karşı şefkat geliştirmek için temel bir kazanımdır. Eğer kendimize karşı şefkat gösteremiyorsak, başkalarına nasıl şefkat gösterebiliriz ki?

Etiketlerimiz Bizi Nasıl Esir Alıyor?

“Etiketler ile yaşamak farklı renklerle dolu bir palete sahip olup yalnızca tek bir tonla hayatı idame ettirmek gibidir. Kiminin eli koyu renklere gitmez. Koyu renkler korkutur. Tuvallerini sadece parlak  renklerle boyarlar Hep parlak renkleri kullanmışlardır ve kısıtlayıcı olsa da alacakları sonuçları kestirebiliyorlardır.”

Kısacası sürekli mutlu olmak zorunda değilsiniz, başarılı olmak da. Başarılı insan mutlu olur, zengin insan inanılmaz huzurludur gibi toplumun empoze ettiği yargılayıcı kavramları zihninize sokmanıza gerek yok. Hayat her zaman basit olmak zorunda değildir. Öyle olsaydı zaten keyifsiz tatsız tuzsuz bir şey olurdu. Son olarak, anksiyete ve panik atak problemleri yaşıyorsanız bu kitabın sizi rahatlatacağını düşünüyorum. Hadi minnacık bir şans verin.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Görüşmek üzere. ❤

Reklamlar

One Comment Kendi yorumunu ekle

  1. Fatma Erdem dedi ki:

    benim de kapak ve içerik hakkında önyargılarım vardı
    yazını okuduğum iyi oldu
    merak ettim kitabı
    çünkü ben de her zaman mutlu olmak ve mutlu etmek takıntısında bir kişiliğim
    bunun da arıza olduğunu anlıyorum bu satırlardan
    okumalıyım demek ki

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s