63# Uyku – Haruki Murakami

“Yaşarken gerçeklik hissi vermeyen bir yaşam ne kadar uzun sürerse sürsün, bir anlamı olmayacağı kanısındaydım. Artık, bunu kesin olarak anlayabiliyordum.”

Uyku – Kapak

Uyku
ねむり [Nemuri]
Haruki Murakami 
(Çeviri: Hüseyin Can Erkin)
Doğan Kitap

Psikolojik, Öykü, Uzak Doğu Edebiyatı
3 (5 üzerinden)

Haruki Murakami beni inanılmaz derecede etkileyen ve oldukça sıradışı bulduğum bir yazar. Hayal dünyasına tutkulu bir şekilde aşık olduğum nadir insanlardan biri. Durum böyle olunca okumadığım romanlarına da saldırıverip bir çırpıda bitirmek için can atıyorum. Uyku da benim için en başta bu tarz bir kısa öykü kitabıydı.

Murakami İle Uykusuz 17 Gece

“Hiç ama hiç uykum yoktu. Öylece, durmaksızın kitap okumayı sürdürebildim.”

Yazar bu sefer; yalnızlık, monoton bir hayatın içinde kaybolma ve kendini yeniden keşfetme temalarını işliyor. Hatta o kadar güzel işliyor ki, sayfaların nasıl birbiri ardına çevrildiğini anlayamıyoruz. Adını asla öğrenemediğimiz bir kadın rüyasında gördüğü karabasan yüzünden 17 günlük uykusuzluk maratonuna başlıyor. O uğursuz geceden sonra, kocasıyla olan ilişkisini,  evliğiliğinin sebeplerini, yıllarca benimsediği gündelik sıkıcı yaşamını ve hatta çocuğunun varlığını bile sorguluyor. Artık eskiden hissettiği tatminlik hissinin yok olduğunu fark ediyor. Sadece kendi içine dönüyor, kendi ile yaşamaya başlıyor.

“Evet, kocam bana iyi davranıyor. Hem nazik, hem de düşünceli davranıyor. Beni aldatmıyor, çok da çalışıyor. Ciddi ve herkese karşı kibar. Arkadaşlarımın tümü ağız birliği etmişçesine ‘Öyle iyi bir adam hiçbir yerde yok’ diyor. Şikayet edecek tek bir yanı yok, diye düşünüyorum ben de. Fakat işte bu şikayet edecek tek yanının olmaması arada sırada sinirimi bozuyordu. O ‘şikayet edecek tek bir yanı yok’ ifadesi içerisinde, hayal gücünün dahil olmasına izin vermeyen bir şeyler, insanı tuhaf bir şekilde geren bir şeyler vardı. Bu da benim tepemi attırıyordu.”

Hayatımızın gözümüz kapalı, ezbere yapılan bir iş haline dönüştüğünü ve yaptığımız çoğu şeyi sorgulamadan icra ettiğimizi bir kadının ağzından oldukça akıcı ve sade bir şekilde okuyoruz. Alışkanlıklarımızın, gündelik hayatımızdaki sürekli yaptığımız işlerin peşinde sürüklenirken, yaşamdan zevk alan, hayatı kendisi için yaşayan kişiden uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

“Kim ölümü gerçekten tecrübe edebilmiş ki? Hiç kimse. Ölümü tecrübe edenler çoktan öldüler.”

Çarpıcı İllüstrasyon Evreni

İtiraf etmeliyim ki, Uyku, -içindeki felsefi ögeleri saymazsak- Murakami’nin okuduğum en sıradan romanı. Kitabı kesinlikle hayran kalınası illüstrasyonlar kurtarıyor. Kat Menschik‘in çizimlerindeki imgeleri ayrıntılı bir şekilde incelemek kadının uykusuzluk hikayesini okumaktan daha çok keyif veriyor hatta.

“Dün evvelsi günle yer değiştirse bile hiç tuhaf gelmeyecek gibiydi. Bu nasıl bir yaşam, diyordum arada sırada.”

“Zifiri karanlık, uzayın kendisi gibi derin, çaresizlik hissi yüklüydü. Yapayalnızdım. Bilincim yoğunlaşıyor, genişliyordu. İstesem, o uzayı iyice derinliklerine kadar görebileceğime dair bir his vardı içimde. Fakat görmemeyi seçtim. Henüz erken, dedim içimden. Eğer ölüm böyle bir şeyse, ben ne yapabilirdim acaba? Eğer ölüm, sonsuza dek uyuşup kalarak, bu şekilde sürekli zifiri karanlığı izlemekse?”

Murakami Ne Anlatmaya Çalışıyor?

Hikayenin tamamının başladığı o gece, hem her şeyin nedeni, hem de sonucu. Öyküdeki kadın, gece rüyasında kara cüppeli yaşlı bir adam tarafından ayaklarına su döküldüğünü görüyor. Yatakta, tam anlamıyla uyanık, ama gıkı çıkmamakta, hareket edemiyor. Buradaki karabasan bariz bir şekilde ölümü simgelemekte. Karakterimizin uykusuzluğu ise hem ölüm korkusu, hem de geçmişine geri dönüp bakması -bir miktar da geçmişe takılı kalması- ile ilgili. Geçmişte de aynı şekilde uykusuzluk sorunu yaşamışlığı var. Eskiden sevdiği, önem verdiği birçok alışkanlığını ve duygusunu evlendikten sonra kaybediyor. Pişman, yaşamı gittikçe kısalıyor. Bütün bunlar onu korkutuyor; daha çok kendi olmaya sürüklüyor.

Murakami hikayeyi oldukça gereksiz yere, kısa tutmayı tercih ettiği ve birden sonlandırdığı için okuyucuyu biraz yüzüstü bırakıyor, hayal kırıklığına uğratıyor. Yine de üzerine biraz düşününce Murakami’nin diğer eserlerine de baktığımızda bunun pek de tuhaf olmadığını anlıyoruz. Yazar neredeyse tüm kitaplarının sonunu bize bırakıyor.

Kısacası, eğer Murakami’nin diğer romanlarını okuduysanız, Uyku size yavan gelecektir. Siz Uyku hakkında neler düşünüyorsunuz? Benimle fikirlerinizi paylaşın lütfen.

Yazıma vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Keyifli okumalar.

2 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. kargakara dedi ki:

    Kadının aklından geçen bazı şeyler bana Herbert Eisenreich ‘Çölde Bir Portakal’ oynunu hatırlattı. Dinlemenizi tavsiye ederim.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s