43# Düşüş – Albert Camus

“Her özgürlüğün ucunda bir yargı vardır; işte bu yüzden özgürlüğün yükü çekilmez, çok ağırdır.”

Processed with VSCO with a5 preset

Düşüş
La Chute
Albert Camus (Çeviri: Hüseyin Demirhan)

Can Yayınları

Psikolojik, Felsefik, Edebiyat
5 (5 üzerinden)

İki yıl önce, arkadaşımın okuduğu kitabı -Yabancı’yı- acayip beğenip bana önermesi sonucu Albert Camus’la tanıştım. Oldukça beğendiğimi ve beni bir süre etkisi altına aldığını hatırlıyorum. Geçenlerde Kindle’ımdaki romanlara göz atarken Düşüş’ü gözüme kestirip bir çırpıda bitirdim. Bir çırpıda dememe bakmayın, bir oturuşta demek istedim. Dili oldukça ağır bir kitaptı, o yüzden bazı cümleleri tekrar tekrar, özümseye özümseye okudum. Yabancı’dan daha çok sevdim açıkçası.

“Vaktiyle bir sanayici tanımıştım, mükemmel, herkesçe tanınan bir karısı vardı, ama adam yine de aldatıyordu karısını. Bu adam, haksız olduğu için, bir erdem beratı alamadığı ya da bu berata layık olamadığı için, sözcüğün tam anlamıyla kuduruyordu. Karısı mükemmel davrandıkça, o büsbütün kuduruyordu. Sonunda haksızlığı kendisi için dayanılmaz bir hal aldı. O zaman ne yaptı dersiniz? Onu aldatmaktan vaz mı geçti? Hayır. Öldürdü onu.”

Kitabımızın baş kahramanı eskiden oldukça ünlü bir avukat olan Jean-Baptiste Clamence. Bir gün barda, kim olduğunu asla öğrenemediğimiz bir kişiyle, geçmişi hakkında sohbet ediyor. O anlattıkça geçmişiyle yüzleşiyor, biz okudukça toplumla ve kendimizle yüzleşiyoruz. Onun anlattıkları ufak da olsa hepimizden izler taşıyor. Onu eleştirdikçe kendimizi eleştiriyoruz aslında. Okurken, Clamence’in gözünden kendimizi görüyor, değerlendiriyor, bencilliğimizi ve çaresizliklerimizi fark ettikçe de yaptıklarımızı ve yapılanları yargılıyoruz.

“Biz kendimizden iyi olanlara nadir olarak bel bağlarız. Daha çok onların toplumundan kaçarız. tersine, çoğu zaman kendimize benzeyen ve zayıf yanımızı paylaşan kimselere açarız içimizi. Demek ki kendimizi düzeltmeyi ya da iyileştirmeyi istemeyiz: Önce kusurlu diye hüküm giymemiz gerekir.”

Yaşamın ikiyüzlülükleri, insanların saçma sapan hırsları, bencilliğin, yapılan kötülüklerin, çaresizliğin çok sağlam bir şekilde eleştirildiği bir kitap. Ders alınabilecek oldukça fazla cümle var.

“Zenginlik insanı hemen verilecek yargıdan bağışık tutar, sizi metrodaki kalabalıktan ayırıp nikel kaplanmış bir arabaya kapatır, korunaklı geniş park yerlerinde, yataklı vagonlarda, lüks kamaralarda tecrit eder. Zenginlik, aziz dostum, henüz aklanma değildir, ama her zaman hoş karşılanması gereken bir ertelemedir.”

Toplumsal hayatın eleştirisinin başarılı bir şekilde yapıldığı bu felsefik kitabı tabii ki öneriyorum, ancak herkesin seveceğini düşünmüyorum. Başta bahsettiğim gibi dili ağır akıcı bir roman değil. Sıkıcı gelebilir. Ama diyorsanız ki ben karanlık atmosferleri, aforizma okumayı seviyorum. O zaman, işte bu kitap size hitap ediyor demektir.

Keyifli okumalar. Görüşmek üzere :*

“Tabi gerçek aşk pek az rastlanan bir şeydir, aşağı yukarı yüzyılda iki ya da üç kez görülür. Bunların dışında boş gurur ya da can sıkıntısı vardır.”