38# Son Ada – Livaneli

“Siyasetle ilgin olmadığını biliyorum ama yaşadığın dünyaya gözlerini bu kadar kapatmaya hakkın yok.”

Processed with VSCO with a5 preset
Son Ada
Zülfü Livaneli

Doğan Kitap

 

Edebiyat, Ütopya, Distopya, Siyasi
5 (5 üzerinden)

Merhaba kitap severler. Uzun zamandır ortalıkta olmadığım için üzgün olduğumu belirtmekle yazıma başlamak istiyorum. Taşınma işlemleriyle ilgilenmek, evin düzene oturmasını ve internetin bağlanmasını beklemek oldukça uzun sürdü. Blogla ilgilenemedim haliyle. Ancak kitap okumaya asla ara vermedim. En azından bu konuda içim rahat. 🙂

E, o halde kaldığımız yerden devam edelim! 😀

“Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir.”
-Yaşar Kemal

Bugün sizlere Zülfü Livaneli’nin oldukça çarpıcı bulduğum ve günümüz şartlarını da göz önünde bulundurduğumuzda mutlaka okunması gerektiğini düşündüğüm bir romandan bahsedeceğim. Son Ada’dan.

“Hayatımızda ne trafik sıkışıklığı vardı, ne bürokrasi, ne vergi, ne form doldurma, ne banka… Sabah ayağımıza geçirdiğimiz eski bir şortla evden çıkıyor, arkadaşlarla sohbet ediyor, kahve içiyor, bazen denize giriyor, bazen balık tutuyor, ağır ağır akan bir su gibi acele etmeden yaşayıp gidiyorduk. Ada bizi uyuşturmuştu.”

Son Ada, okuduğum 3. Livaneli kitabı. Diğer kitaplarındaki gibi tempolu, yalın, akıcı ve anlaşılır bir dil kullanmış yazar. Bir çırpıda tüketilen, oldukça etkileyici, ders verici, insanın doğasını başarılı bir şekilde aktarmayı başaran kitaplardan biri.

“Bir yerde kötülük varsa, oradaki herkes biraz suçludur.”

Konusuna değinmek istiyorum biraz da. Zengin bir iş adamı şehrin kargaşasından kurtulmak için bir ada satın alıp orada yaşamaya başlıyor. Ada o kadar huzurlu bir yer ki bir tür sığınak görevi görüyor. Bir süre sonra adada yalnız kalmaktan sıkılıp eşini dostunu adaya davet ediyor. Gelen herkes ev sahibi oluyor ve evler 40 tane olduğunda adaya yerleşimi sonlandırıyor. Bu 40 hane kendilerine yeten mutlu ve huzurlu bir hayat yaşıyorlar. Şehirdeki gergin ve yorucu hayattan uzak yaşamlarını sürdürüyorlar. Ta ki geçmişte başkanlık yapmış darbeci bir devlet adamı, emeklilik döneminde, adadaki evlerden birini satın alana dek.

“Hanımefendi,” dedi, “siz pelikanların yavrularını nasıl beslediğini biliyor musunuz?”
Afallayan kadın, “Hayır.” dedi.
“Anne pelikan, yavrularının açlık çektiğini görürse, kendi etinden parça kopararak onları besler.”

Son Ada’yı bir çok yönüyle Hayvan Çiftliği ve Sineklerin Tanrısı’nın harmanlanmış haline benzetiyorum. Bir ütopyanın, distopyaya dönüşme aşamaları acı bir şekilde gözler önüne seriliyor. Düşmanımın düşmanı dostumdur mantığıyla bir adanın nasıl cehenneme çevrildiğini görüyoruz. Her şeyden önce doğayla savaşmanın insanın kendisiyle savaşıp kendisini yok etmesi demek olduğunu anlıyoruz.

“İnsan her gün gördüğü denizin, evinin önündeki kayanın üstüne konan martının güzel olduğunu düşünmez.”

Kitabın anlatıcısı kimseye karışmadan yaşamını sürdüren, bana dokunmayan yılan bin yaşasın kafasında birisi. Sonlara doğru artık dayanamıyor ve fikirlerini dile getiriyor, fakat iş işten geçmiş oluyor. Sizce de halkımızın bir yansıması, değil mi?

“Biz insanlar evren hakkında düşünürüz, yargılara varırız ama evrenin bizim hakkımızda ne düşündüğünü hiç merak etmeyiz.”

Doğanın kendisine yapılanları asla unutmadığını söyleyip yazımı noktalıyorum. Okuyun ki bu roman daha geniş kitlelere ulaşsın.

Görüşmek üzere. ❤