33# Utopia – Thomas More

“Bana özgürlüğümü verebilecek tek kişi var ve o da her sabah bana aynadan gülümsüyor.”

Processed with VSCO with a5 preset
Utopia
Thomas More (Çeviri: Banu Kaynak)

Nilüfer Yayıncılık

Edebiyat, Roman, Düşünce
3 (5 üzerinden)

 

Bir dünya düşünün. Her şeyin herkese ait olduğu, özel mülkiyet kavramının bulunmadığı. Orada hiç kimsenin hiçbir şeyi yok, ancak herkes zengin. Aylak aylak gezip dolaşan insanlar yok. Herkes topluma yararlı bir işte çalışıyor. Günlük ekmeğin peşinde koşmadan, oğlunun sefalet içinde yaşayacağını düşünmeden, kızının çeyizi için endişe duymadan, herkesin; kadınların, çocukların, torunların, torunlarının torunlarının ve daha sonraki kuşakların mutlu bir yaşam süreceğinden emin olarak. Kulağa ne kadar güzel geliyor öyle değil mi?

“Öyle bir şeydir ki bu kibir, insanı kendi elindekiyle değil başkasının sefaletini görerek mutlu olmaya iter.”

Thomas More’un 500 yıl önce tasarladığı ideal dünya düzeninin ufak bir kısmını anlattım size. More cesur bir şekilde başkalarının hayal bile edemeyeceği bir adadan bahsediyor kitapta. Utopia oldukça kusursuz bir evren. Hatta kitapta “böyle bir sistem kurun, sistemi de iyi yönetin” mesajı veriliyor. Ancak… Hesaba katmadığı ya da düşünmesine rağmen kitaba eklemediği bir konu var. İnsanın doğası. Kim ne derse desin insanın doğası vahşi ve kötücüldür. Bunu Sineklerin Tanrısı’nda çok net bir şekilde gördük. İstediğiniz kadar böyle bir sistemi kurun, konu insan olunca işler bu şekilde yürümez. Kabullenmeyen, sivrilmeye çalışan birisi elbet çıkar.

“Hırsızlara en ağır cezaları verecek yerde,toplumun bütün üyelerine yaşama olanaklarını sağlasanız ve kimse kellesi pahasına çalmak zorunda kalmasa daha iyi olmaz mı?”

Evet, farkındayım bu bir ütopya. İdeal dünya düzeni olduğu için ütopya. Gerçekleşme ihtimalinin bir önemi yok.

“Belki de ölüm, diğerleri denizde salınmaya devam ederken kıyıya vuran tek bir dalgadan başka bir şey değildi…”

Utopia’dan  yeterince bahsettiğime göre, More’un idam edilme hikayesiyle yazımı bitirmek istiyorum.

“İyilik ve güzel huy, insanları her türlü anlaşmadan daha sıkı bir şekilde birbirlerine bağlar.İnsanların birbirlerine kalpten verdikleri sözler, kelimelerin yaptırımlarından çok daha güçlüdür.”

Thomas More 1535 yılında “kötü bir amaç uğruna haince ve şeytanca davranmak” suçuyla idama mahkum edildi, kafası kesildi ve ibreti alem olsun diye Londra Köprüsü’den halka teşhir edildi. İdam edileceği kendine bildirildiğinde her zamanki güler yüzüyle şunları söyleyecekti; “Krala gönlüm borçlu kaldı. Bu berbat dünyanın acılarından beni böyle çabuk kurtarma yüceliği gösterdiği için.” Ardından More bir şölene gider gibi giyindi. Celladı yanına geldiğinde ona bir altın lira hediye verdi. Cellat geleneklere uyarak diz çöküp onu bağışlamasını dileyince celladı ayağa kaldırıp öptü. Başını kütüğün üstüne koydu. Sakalını yana çekti. Son şakasını yaptı; “Ne de olsa sakalım vatana ihanet etmedi. O da ölüm cezasına çarptırılmasın.”

“Aylak aylak gezip kimseye bir faydası dokunmayan, ahlaksız ve açgözlü zenginler ve sürekli çalışıp halka hizmet eden, dürüst ve namuslu yoksullar: İşte, artık kaderlerinin değişmesi gereken iki türlü insan.”

Reklamlar

14 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. Özlem Soydan dedi ki:

    Kitap seçiminizi çok beğeniyorum. Her yazı başlığınız heyecanlandırıyor. Teşekkürler Zerrin Hanım

    Liked by 1 kişi

    1. Z dedi ki:

      Çok teşekkür ederim yorumlarınızla beni o kadar çok mutlu ettiniz ki. 🙂

      Liked by 1 kişi

      1. Özlem Soydan dedi ki:

        Değer vermeniz mutlu etti. Yorumlarımı önemsediğiniz için teşekkür ederim.
        Yazılarınız keyif verdiği için zevkle okuyorum. Ama her zaman vaktim olmuyor benim de. Toptan okuyup yorumluyorum. Umarım sıkıntı vermez bu durum size. 🙂

        Beğen

  2. semyonaralov dedi ki:

    Ben bunu okumuştum. Bir de bunun gibi Ütopya niteliğinde bir başka roman olan Tommaso Campanella’nın “Güneş Ülkesi” kitabını da okumuştum; ama “Güneş Ülkesi” kitabı daha dini içerikli bir ütopyaydı, zaten Tommaso Campanella da Orta Çağ Avrupası’nda yasamış bir rahip. Ona rağmen Katolik Engizisyon Mahkemesi adamı kazığa oturtup öldürüyor. “1984”, “Cesur Yeni Dünya” ve “Biz” gibi Distopya niteliğindeki kitapları geçmişte okumak da benim için çok eğlenceliydi. Ne kadar bu kitapların bazılarının gerçek dünyayla irtibatı kurulmaya çalışılmış olsa bile sonuçta bunların hepsinin hayal ürünü birer roman olduğu da bir gerçek.

    Liked by 1 kişi

    1. Z dedi ki:

      Güneş Ülkesi de elimde bulunan bir kitap. Sıra ona da gelecek. 🙂 Aynen öyle ama fabrika ürünü insanların bulunduğu ütopyalar da okuyucuları okurken güldürüyor. 🙂

      Liked by 1 kişi

  3. stardustinmatte dedi ki:

    Şu anda aynı kitabı bitirmeme son 10 sayfa kaldı. Çok güzel yorumlamışsınız 😊 Ayrıca, Thomas More her ne kadar kendi zamanına ve şartlarına göre çok güzel bir öngörüde bulunmuş olsa da bazen – eğer gerçekten öngörülen şekilde yaşasaydık – sanki bazı şeyler hayattan tat alamayacağımız kadar abartılı sade olurdu gibi hissettirdi. Size de öyle geldi mi?

    Beğen

    1. Z dedi ki:

      Kesinlikle öyle. 😁 Hep aynı tip insanlar, fabrikadan çıkmış gibi… genel olarak her gün aynı şeyleri yapmak… Gerçekten sıkıcı olurdu… Yorumunuz için çok teşekkür ederim. 😁

      Liked by 1 kişi

  4. Şeker dedi ki:

    Thomas More’u öldürenler ile bugün “bunlar hayal” denilmesini isteyenler aynı tarafa mensuptur. More yarattığı dünya ile kurulan azınlık zengin soylular ile çoğunluk fakir marabaları eşit kefeye koyar.

    Egemen soylu sınıf bilir ki kendi egemenlikleri için en büyük tehlike; Bir gün fakir azınlığın “niçin zenginler az çalışıp her şeyin sahibi oluyor?” demesidir. Hümanizmin en büyük tehlikesi bu olmuş daha sonra zaten hümanizm de temizlenene aydınlardan sonra benzer bir yola sapmıştır.

    İnsanların aynı işi yapması ve eşit statüde olması haliyle çok zor bir hayaldir. Fakat istenen tam bir eşitik değildir aslında. Sosyo ekonomik olarak kardan bir miktar daha fazla paylaşımdır.

    Günümüz egemen sınıf zenginleri ve fabrikatörleri veya aristokratları “bunlar hayal hayal” diyerek kendi sistemlerini hala bize dayatmaktadır. Maaşlı çalışanlar maaşlarını almadan vergi kesintileriyle ve ek ödemeler ile kuşa çevrilirken, kodamanlar kat kat fazla paralarını aynı sistemin kapalı bankacılık hesaplarında tutarak (offshore) tek kuruş vergi ödemezler.

    Efendim bende ek olarak tarihimizde ki Ütopyacıları (Serveti Fünuncular) kendi yerimde yazmıştım. Reklam olmaz ise izninizle koyabilirim.

    Hoşçakalın.

    Liked by 1 kişi

    1. Zerrin Ünalan dedi ki:

      Tabii ki paylaşabilirsin. Emeklerimizi herkes görsün istiyorum. ✨

      Düşüncelerini paylaşmak için zaman ayırdığın için çok teşekkür ederim. 🌸

      Liked by 1 kişi

      1. Şeker dedi ki:

        https://sekerinyeri.wordpress.com/2017/12/12/toplayacaksin-tasi-taragi-ver-elini-yeni-zelanda/

        Yazı burada ayrıca Sakarya ve çevresindeki illerde bulunan yeni bir edebiyat dergisine de gönderdiğim ilk yazı oldu (övüneyim).

        Hoşçakalın. Paylaştığın kitaplara eklemeler yapacağım öyleyse.

        Beğen

  5. semih dedi ki:

    Öyle bir distopya kurgulamışlar ve yaşatıyorlar ki distopyalar sadece romanlarda olur zannediyoruz. Ve bunun bir sonucu olarak ütopyaları da tamamen ulaşılmaz kabul ediyoruz. Ama yine de “fabrika ürünü insanlar” yorumunuza katılıyorum, bana da öyle bir hayat, —şu zamana kadarki gördüklerimize, okuduklarımıza göre— katlanılmazmış gibi geliyor. Yevgeni Zamyatin’in dediği gibi “yanlışlar en değerli doğrulardır: …yanlış canlıya hastır.” Ve bence yanlışlarla mücadele etmek, onlara karşı koymak da bize has. Utopia’daki kadar kusursuz bir düzeni hak etmiyoruz. Ayrıca kime göre, neye göre kusursuz olduğu da tartışmaya çok müsait bir konu…
    İzlemediyseniz Oscar kazanmış, 1966 yapımı Thomas More’un hikayesini anlatan filmi tavsiye ederim. “A Man for All Seasons”
    Esen kalınız.🌸

    Beğen

  6. BenfeatUyku dedi ki:

    Kitap hakkında eleştirilerimin bir kısmını blogumda yazmıştım. Buraya, kitaptan tek bir alıntı yaparak, etik ve ahlaki değerden yoksun bir yerin varlığını göstermek istiyorum;

    “Hiçbir ailede ondan az ya da on altıdan fazla kişi olamaz; ama yaşı küçük çocuklar için belirlenmiş bir sayı yoktur; bu kural da daha çok çocuğu olan ailelerden daha az çocuğu olan ailelere çocuk verilmesiyle kolayca uygulanır.”

    Hiçbir şey hissetmeden yazılmış kelimeler.

    Liked by 1 kişi

    1. Zerrin Ünalan dedi ki:

      O kadar haklısınız ki. 🙂

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s