26# Amok Koşucusu – Stefan Zweig

“Söz konusu başkalarının derdi olunca nasıl da hep daha zeki ve daha nesnel oluruz.”

Processed with VSCO with a6 preset

Selammmm. Evet farkındayım. Yine İş Bankası Yayınları. Yine usta yazarımız. Yine Zweig. Ama onun hakkında yazmadan duramıyorum. Engel olamıyorum kendime. 😀

“İnsan her şeyini kaybettiğinde, elinde kalan son şey için umutsuzca savaşır.”

Öncelikle Amok’un kelime anlamını açıklamakla başlayayım. Amok, Malezya ve Endonezya yerlilerinde görülen, bir delilik, sarhoşluk hali olarak tanımlanabilir. Yani bir çeşit saplantının krize dönüşmesi hali. Oldukça ölümcül bir hastalık.

“Budalaca bir şey bu, şu denizin altında milyonlarca ölü var, ayağımızı bastığımız her karış toprağın altında çürüyen bir ceset var… Ama yine de dayanamıyorum, dayanamıyorum böyle maskeli balolar düzenleyip şehvetli kahkahalar attıklarında.”

60 sayfalık kısacık öyküde, zihni bulanık bir insanın iç dünyasına yolculuk yapıyoruz. Bir doktorun yardım çağrısında bulunan bir kadını reddetmesi üzerine duyduğu suçluluk duygusunu anlatıyor kısa öykümüz. Sorumluluk ve suçluluk temaları oldukça başarılı işlenmiş. (Zweig sonuçta muhahahaha <3)

“Oda boştu, havasız gibiydi, kendisini hiç kimsenin istemediği bu yalnızlık içinde o da kendisini bomboş hissediyordu, boş, yararsız, tükenmiş ve yıpranmış; neden burada olduğunu ve neden buraya geldiğini anımsaması için biraz zaman geçmesi gerekiyordu. Günden ne bekliyordu ki titrek, ağır adımlarıyla sessizliği durmadan kat eden saatine böyle huzursuzluk içinde bakıyordu?”

Kitapla ilgili ufak bir bilgi vermek istiyorum. Zweig’in intiharını planladığı öykülerden biri bu. Zaten okurken anlıyorsunuz o karamsar atmosferden.

“Hayır, sizden rica etmeyeceğim. Ölmeyi tercih ederim.”

Ben Zweig’in bu kitabını da bayılarak okudum. Harika betimlemelerle dolu bu öyküyü okumanızı öneriyorum.

Puanım: 5/5

İyi okumalar. :*