6# Uğultulu Tepeler – Emily Brontë

“İnsan elinden geldiği kadar şeytana karşı çıkabilir ama vakti gelince, gökteki meleklerin hepsi birlik olsa bile şeytana uymaktan kendini alıkoyamaz…”

Herkese merhaba.

Edebiyat bölümü okuyan bir kardeşiniz varsa ve kitap okumaya bayılıyorsanız oldukça şanslı bir insansınız demektir. Kardeşim geçen hafta yaz ödevi için 16 tane İngilizce ve Türkçe kitap aldı. Ben de durur muyum hiç birkaç tanesini gözüme kestirdim. Bunlardan biri Uğultulu Tepeler’di. Açıkçası muhteşem tasarlanmış kapağı beni cezbetti.

“Seni benim öldürdüğümü söyledin! Yapış yakama o zaman! Kurbanlar katillerinin yapışırlar yakalarına. İnanıyorum ki, biliyorum ki hayaletler var yeryüzünde. Hep benimle ol! Hangi şekle istersen gir. Yeter ki, seni bulamayacağım dipsiz bir boşlukta bırakma beni.”

Birini çok severken, nasıl bir anda nefretle dolu olunabileceği, imkansız bir aşkın, iki taraf için yakıcı bir acıya dönüştüğünü böylesine anlatan başka roman yoktur ya da üstüne yoktur diyebiliriz. Hikayenin merkezindeki iki aileye de mensup olmayan Heathcliff, kitabın ana karakteriydi benim gözümde. Her olaya müdahale ediyordu ve yaptığı her hareket çevresindeki insanlarda köklü bir değişikliğe sebep oluyordu. Öfkesi, kini, aşkının karanlık tarafı ve intikamının ateşi o kadar güzel yansıtılmıştı ki, kendimi ondan nefret etmekten alıkoyamadım. Ancak bir şekilde de sevdim. Ona karşı hislerim oldukça değişik anlaşıldığı üzere. 😀

“Ben cennete gidersem, çok sıkılırım besbelli, Nelly” diye başladı. “Sen zaten oraya gitmeye layık değilsin de ondan” dedim. “Bütün günahkârlar cennette sıkılırlar.”

Uğultulu Tepeler yazarın ilk ve tek kitabı olması bendeki beklentiyi birazcık düşürmüştü. Nokta atışı yapması oldukça zordur herhalde diye düşündüm. Sonuçta iyi bir yazar olmak için bu yolda iyice yoğurulmuş olmak gerekir. Düşündüğüm gibi, karakter analizi dışında kitap hoşuma gitmedi. Yaprak Dökümü misali felaketler silsilesi birbirini izleyince bir daraldım bunaldım. Keyif aldım mı? Eh birazcık.

“Sanki manevi olarak yeniden diş çıkarıyorum, acım ne kadar artarsa çiğneme arzum da o ölçüde artıyor.”

Kitaptan çok yazarın hayatı dikkatimi çekti benim. Victoria Dönemi’nde yaşayan bir kadın için bu tarz bir kitap yazmak oldukça zordu. İsim değiştirerek yayınlatmış eserini. Düşünsenize 30 yıllık kısacık hayatınıza sadece bir kitap sığdırıyorsunuz ve o kitap dünya klasiklerinin arasına giriyor!

“Sen de eğer yediği tokatlar yüzünden, tokadı atana değil de tüm dünyaya küsenlerden olursan, gün gelir sana kötülük yapanlar kadar zalim olursun!”

Kitabın üç tane filmi de mevcut. Onlardan birini en kısa zamanda izlemek istiyorum. Heathcliff karakteri nasıl yansıtılmış merak ediyorum çünkü.

“… o kendisini ne kadar sevdiğimi hiç bilmeyecek; hem onu yakışıklı filan diye sevmiyorum, Nelly; benden daha çok bana benziyor da, onun için seviyorum. Ruhlarımız her neden yoğrulmuşsa, ikimizinki de aynı. Linton’ınki ise, ay ışığının şimşekten, buzun ateşten ayrı olduğu kadar bizimkinden ayrı.”

Bu kitabı öneriyor muyum? Önermekten ziyade tüm klasiklerin okunmasından yanayım.

Puanım: 3/5

Hoşça kalın.