3# Sineklerin Tanrısı – William Golding

“Belki… Bir canavar vardır… Belki o sadece biziz..”

a597da94-ba08-4b0d-ada8-2151b5ebcfb8
Sineklerin Tanrısı Kitap

Sineklerin Tanrısı
Lord of the Flies
William Golding (Çeviri: Mina Urgan)
İş Bankası Kültür Yayınları

Distopya
4 (5 üzerinden)

Bir ada düşünün. Masum çocukların mahsur kaldığı ve kendi kendileriyle, doğalarıyla yüzleştiği. Sizce ne olurdu? Kendi düzenlerini kurup ideal düzeni mi oluştururlardı, yoksa gerçek benliklerini keşfedip hayatta kalmaya mı çalışırlardı? Sineklerin Tanrısı tam da bu soruların cevabını verir nitelikte.

R. M. Ballantyne’nin “Mercan Adası” ve Jules Verne’nin “İki Yıl Okul Tatili” kitaplarındaki gibi cenneti andıran bir adaya düşen on iki çocuğun hikayesi gibi başlayan Sineklerin Tanrısı ilerledikçe diğerlerinden ne kadar farklı bir yön çizdiğini gerçekten gösteriyor.

“En büyük düşünceler, en basit olanlarıdır.”

Bu kitabı ne zorluklarla bitirdim tahmin edemezsiniz. Uluç çılgınlar gibi bir an önce bitirmemi ve onunla kritik yapmamı istiyordu. Bende de bir huy vardır. Herhangi bir işi yapılması gerektiği süre zarfında bitirmezsem bir daha dönüp yüzüne bakmam. Bunu biliyordu, tabii beni sürekli sıkıştırıyordu. Neyse ki bu romanda öyle olmadı. Uzun sürse de sonunda bitti.

Bilmeyenler için, kitabın konusu şöyle; Atom Savaşı sırasında bir avuç oğlan, ıssız bir adaya düşüyor. Cennet gibi bir adada, iyimser bir şekilde başlayan roman, sonrasında kendisini insanoğlunun içgüdülerine, korkularına ve arzularına bırakıyor. Başta kurulan düzen, yavaş yavaş yok oluyor ve hırçınlaşıyor. Her sayfada, yazar bizi çağdaş toplumu sorgulamaya itiyor. Hayret içinde sayfaları çevirirken buluyorsunuz kendinizi.

“Eğer bir yüz, üstten ya da alttan ışık aldığına göre değişiyorsa, neydi bir insan yüzü? Her şey neydi?”

Romanda saf iyiyi Simon, saf kötüyü Roger temsil ederken, adını hiç öğrenemediğimiz Domuzcuk daha çok aydın kesimi ifade eder. Ralph ve Jack ise iki lider ruhlu çocuktur ve biri iyiliğe daha yatkınken diğeri kötülüğe daha yakındır. Bu iki tarafın kendi aralarındaki çekişmeleri onları sonunda vahşileşmenin eşiğine getirir. Nobel Ödüllü William Golding’in en ünlü romanı olan Sineklerin Tanrısı insanlık durumunu anlatan belki de en iyi kitaplarından biri.

“Ama sanki sen avlanmıyorsun da… seni avlıyorlar. Sanki biri var, senin hep peşinden gelen.”

Küçücük çocuğun kanla, şiddetle işi olmaz demeyin! Bu kitapta işte tam da bunlar mevcut. Özellikle bir çocuğun başka bir canlıya isteyerek zarar verebileceğini ve bundan zevk duyacağını düşünmek herkese saçma gelir. Ancak çocuklar melek değil, hepimiz gibi sadece insanlardır ve onların içindeki dürtüsellik yetişkinlerinkinden daha fazladır.

Bence  her kitaplıkta olması gereken -her ne kadar ben başaramasam da- tek solukta okunan kitaplardan biri. İnsanoğlu olarak bu dünyaya isterse bin kere gelelim, yine de aynı hataları tekrarlayacağımızı çok güzel anlatmış yazar.

“…düşünce değerli bir şeydi, sonuçlar veren bir şeydi.”

Domuzcuğa gelirsek… Ah domuzcuğum… Sen ne harika bir karakterdin öyle… En çok senin durumun üzdü beni…

“Ormanda canavar yok, elbette. Nasıl olabilir ki? Neyle beslenirdi bu canavar?”

“Domuzla.”

“Domuz yiyen biziz.”

Ah, bir de unutmadan bu romanın 2 tane filmi var. Bir göz atmanızı öneririm.

Herkese keyifli okumalar, hoşça kalın. ❤